|
KAÇAKÇILIKLA
MÜCADELE
MEVZUATINA
İLİŞKİN
ÖNERİ
RAPORU
Dünya
ticaretinin
kolaylaştırılması
ve
bu
yolla
ülkeler
arası
mal
ve
sermaye
akımının
artırılması
amacıyla,
ülkeler
arası
ticarette
haksız
rekabete
yol
açabilecek
engellerin
ortadan
kaldırılması
ve
gümrük
işlemlerinin
basitleştirilmesi,
standartlaştırılması,
tüm
ülke
gümrüklerinde
tek
tip
eşya
tasnif
sisteminin
hazırlanması
,
her
türlü
gümrük
kaçakçılığının
önlenmesi,
gümrük
vergilerine
esas
teşkil
edecek
eşya
değerinin
belirlenmesinde
standart
ilkelerden
hareket
edilmesi
konularında
uygulama
birliği
sağlanmak
amacıyla
Gümrük
İşbirliği
Konseyi
kurulmuştur.
Gümrük
İşbirliği
Konseyinin
Nairobi
Sözleşmesine
1982
tarihinde
katılmış
olmamıza
rağmen,
kaçakçılık
da
dahil
Sözleşmenin
mevzuatımıza
aktarılması
yönündeki
çalışmalar
arzu
edilen
düzeye
ulaşamamıştır.
1918
sayılı
Yasanın
bu
mülahazalarla
değerlendirildiğinde
sürekli
olarak
kanun
değişikliği
ihtiyacı
doğmuştur.
Ancak,
bütününe
ilişkin
yeni
bir
değerlendirme
yapılamadığından,
kanundaki
değişiklik
ihtiyacı
sürekli
metnin
revizesi
suretiyle
gerçekleştirilmesine
yol
açmış
fakat
değişiklik
ihtiyacı
bir
türlü
ortadan
kalkmamıştır.
Bu
yönleri
itibariyle
ele
alıp
irdelendiği
zaman
1918
sayılı
kanunun
bugün
için
ihtiyaca
cevap
vermediği
ve
Kanun
üzerinde
yapılacak
revize
çalışmalarında
sorunu
çözmeyeceği,
bu
ihtiyacı
yeni
baştan
ülkemizin
bugün
için
içinde
bulunduğu
koşullara
göre-
tıpkı
1930
ların
Türkiye’si
nasıl
1918
sayılı
Kanunun
doğumuna
yol
açmış
ise-
şimdide
2002
li
yılların
ekonomik
entegrasyon,
gümrük
birliği,
çeşitli
ekonomik
işbirliği
kuruluşlarının
oluşturduğu
global
ruh
ile
konunun
ele
alınma
zarureti
bulunmaktadır.
Mevcut
haliyle
1918
sayılı
kanun,
düzenlendiği
tarih
itibariyle
gümrüklü
eşya
ve
tekel
kaçakçılığına
ilişkin
suçları
cezalandırmak
maksadıyla
yapılmış,
hem
ceza
hemde
aynı
zamanda
usuli
hükümleri
düzenleyen
bir
Kanun
niteliğindedir.
Dikkat
edilecek
olursa,
ateşli
silahlar
ve
patlayıcı
maddeler,
uyuşturucu
ve
psikotrop
maddeler
kaçakçılığı
ve
bunların
cezalandırmasına
dair
düzenlemeler
ayrı
ayrı
kanunların
konusudur.
Devlet
Tekel’inin
kalkmış
olması
da
1918
sayılı
kanunda
bir
çok
maddeyi
hükümsüz
hale
getirmiştir,
ayrıca
4458
sayılı
kanunla
yapılan
düzenlemelerle
manifesto
(Özet
beyan)
hükümleri
1918
sayılı
Kanun
kapsamı
dışında
kalmıştır.
Kanunun
usuli
hükümlerinden
bir
kısmı
ile
aramalara
ilişkin
maddeler
Ceza
Muhakemeleri
Usulü
Kanunun
içinde
yer
aldığı
dikkate
alındığında,
bugün
için
85
maddelik
Kanunun
ancak
30-35
maddesinin
hüküm
ihtiva
ettiği
ortaya
çıkmaktadır.
Kaldıki,
4458
sayılı
kanun,
ithal
ve
ihraca
ilişkin
cezai
maddelerle
ekonomik
suç
kapsamında
bir
çok
fiile
usuli
ve
esasa
yönelik
cezalar
getirmiştir.
Diğer
taraftan,
bir
fiilin
işlendiği
sırada
ceza
kanunu
kapsamına
giren
vazifeyi
ihmal,
vazifeyi
suiistimal,
evrakta
sahtekarlık,
adam
öldürme,
teşebbüs,
tam
teşebbüs,
nakıs
teşebbüs,
el
koyma,
zapt,
müsadere
v.s
suçlar
Türk
Ceza
Kanunu
ve
Ceza
Muhakemeleri
Usulü
Hakkındaki
Kanun
kapsamındaki
eylem
ve
düzenlemelerdir.
Kaçakçılığı
ihbar
ve
kaçakçılığın
men
ve
takibi
ile
sorumlu
kişiler
ve
bunların
görevleri
de
sorumlu
her
bir
organın
bağlı
olduğu
kuruluş
kanunlarında
yazılıdır.
Bu
organlar,
birden
fazla
olduğu
için
ve
her
biri
ayrı
ayrı
bu
işle
sorumlu
olarak
kendilerini
gösterdiklerinden
çoğu
zaman
görev
çatışması
doğmuş,
gümrüklerin
bulunduğu
mıntıkada
sorumlu
olup
olmadığı,
jandarmanın
ve
polisin
de
kendi
mıntıkası
dışında
yetkili
olup
olmadıkları
hep
gündeme
gelmiş
ve
çoğu
zaman
bir
birinin
içine
giren
bu
kurumlar
arasında
çatışma
doğmasına
yol
açmıştır.
Günümüz
ekonomik
dünyasında
değişen
üretim,
pazarlama,
ulaşımda
meydana
gelen
yeni
oluşumlar
ve
yeni
dinamikler
ülkemizin
dış
ticaret
erbabının
rekabetine
imkan
sağlamasına
için
-Sözleşmenin
ruhuna
ve
amacına
uygun-
daha
anlaşılabilir
bir
mevzuat
ve
daha
şeffaf
bürokratik
koşulların
oluşturulması
gereği
hasıl
olmuştur.
Nasıl?
Herşeyden
önce
evrensel
hukuki
kurallar
gereği
ekonomik
suça
ekonomik
ceza
prensibinden
hareket
edilmelidir.
Bu
açıdan
da,
eşya
ve
gümrük
kaçakçılığının
ekonomik
boyutlu
bir
suç
olduğu
kabul
olunmalıdır.kaçakçılık
suçu,
bir
eşyanın
gümrük
muamelesine
tabi
tutulmaksızın
ithali
veya
ihracı
olarak
kabul
olunmalıdır.
gümrük
muamelesine
tabi
tutularak
yapılan
bir
işlemdeki
farklı
argümanlar
esasen
ister
kasıt
olsun,
ister
olmasın
bir
verginin
eksik
ödenmesi,
hiç
ödenmemesi,
muafiyete
tabi
olmayan
bir
eşyanın
muafiyete
tabi
gösterilmesi
vb.
gibi
fiillerin
tümünü
AB
ülkelerinin
uygulamasına
benzer
şekilde
gümrük
kanununa
muhalefet
olarak
addedilmek
imkanı
mevcuttur.
Kaldıki
gümrük
muamelesine
tabi
tutmaya
yönelik
fiillerin
çoğu
zaman
ithal
veya
ihraç
vergisinden
kaçınmaya
yönelik
olduğu
ortadadır.
Dış
ticaret
işlemlerinin
ekonomik
faaliyet
olduğu,
bu
faaliyetlerin
icrası
esnasında
ekonomik
bir
menfaat
teminine
yönelik,
Kanunların
yasakladığı
fiiller
işlendiği
hususu
dikkate
alınarak
günümüz
koşullarında
yapılacak
iş:
son
yıllarda
çok
sık
tekrarlanan
EKONOMİK
SUÇA
EKONOMİK
CEZA
ilkesini
hayata
geçirmektir.
Bu
ilke
hayata
geçirilirken
göz
önüne
alınacak
kıstas
“Beyan”
dır.
Eğer
ortada
bir
beyan
var
ise,
idare
bu
süreci
tamamlarken
beyanda
ortaya
çıkacak
aykırılıkları
ve
eksiklikleri
görmek
ve
buna
ilişkin
önlemleri
almak
zorundadır.
Bu
önlemler
Gümrük
Kanunu
çerçevesinde
eşyanın
CİF/FOB
değerinin
veya
gümrüklenmiş
değerinin
katları
şeklinde
tadat
edilecek
cezaların
tatbiki
suretiyle
gerçekleştirilebilir.
Yükümlünün
beyan
ile
sistemin
içerisine
girdiği,
idarenin
yükümlünün
beyanını
kontrol
ederek
işlemleri
tamamladığı
durumda,
aykırılığın
tesbiti
halinde
bunun
cezasının
da
yukarıda
belirtilen
ve
tesbit
edilecek
oranlarda
para
cezası
ile
tecziyesi
olmalıdır.
Gümrük
suçu
olarak
nitelenebilecek
bir
suçun
incelemeler
sonucunda
TCK
da
tanımlanan
suçlardan
birinin
işlenerek
yapılması
halinde
ise
ilgili
Kanun
gereğince
yükümlünün
ayrıca
cezalandırılma
imkanı
zaten
mevcut
bulunmaktadır.
Bu
ilkeden
hareketle,
gümrüklü
eşya
kaçakçılığı
doğrudan
doğruya
GÜMRÜK
KANUNU
bünyesine
dahil
edilebilir.
Nitekim,
AB
de
bir
çok
ülke
(İngiltere
ve
Fransa
örneğinde
olduğu
gibi)
gümrüklü
eşya
kaçakçılığına
ilişkin
fiillere
Gümrük
Kanunu
bünyesinde
cezai
yaptırım
getirmiştir.
GÜMYÖNDER
olarak
diyoruz
ki,
hiç
bir
suç
cezasız
kalmamalıdır.
1918
sayılı
Kanunun
1
nci
maddesinde,
20
nci
maddesinde,
Ek
maddelerinde
tarif
edilen
her
türlü
suç
Gümrük
Kanunu
bünyesine
alınmalıdır.
Kimlerin
kaçakçılığı,
ihbar
veya
kimlerin
takip
zorunda
oldukları
ve
bunlardan
kimlerin
hangi
koşullarda
ne
yapacağı
veya
hangi
durumda
silah
kullanıp
kullanmayacağı
ve
nasıl
kullanacağı,
keza,
bunların
yetki
hudutları
ve
hangi
hallerde
yetki
hudutlarının
ne
şekilde
aşılacağı
ve
suçlu
ve
eşya
yakalaması
halinde
ne
yapılacağı,
nasıl
ve
kimlerle
arama
yapılacağı
meslek
guruplarının
kendi
teşkilat
kanunlarında
düzenlenmelidir.
Suçlu
ve
Suç
tarifleri
Gümrük
Kanunun
tanzim
şekline
uygun
olarak
bir
bölüme
yerleştirilmeli
ve
bu
suça
verilecek
ceza
burada
tasrih
olunmalıdır.
Maddi
veya
gerekirse
hürriyeti
bağlayıcı
ceza
öngörülen
haller
ile
Ek
maddelerde
yer
alan
çeşitli
düzenlemeler,
cezaları
arttırıcı
veya
azaltıcı
haller
de
bu
kanun
kapsamında
yer
almalıdır.
Türkiye
böyle
bir
düzenlemeden
korkmamalıdır.
1567
sayılı
Türk
Parasının
Kıymetini
Koruma
Kanununda
1980
li
yıllarda
yapılan
köklü
değişikliğe
kadar
tebliğ,
kararname
ve
genelge
gibi
bir
çok
Kanuni
düzenlemelerle
yürütüldüğü
dönemde,
bu
konudaki
mevzuata
rağmen
kambiyo
suçu
işlenmesinin
önü
alınamadığı
gibi
,
Türk
Parasının
kıymeti
de
ne
yazık
ki
bu
Kanuna
rağmen
korunamamıştır.
1918
sayılı
Kanunun
bu
açıdan
değerlendirilmesinde
yarar
bulunmaktadır.
1918
sayılı
Kanunun
şedit
hükümleri
memura
daha
fazla
ceza
öngören
maddelerine
rağmen
Türkiye’de
kaçakçılık
suçu
yaygın
olarak
devam
etmiştir.
Üstelik
bir
sürü
haksız
uygulamaya
ve
içerdiği
bazı
hükümler
itibariyle
hiç
bir
dahli
olmayan
armatör,
taşıt
sahibi
gibi
ülke
ekonomisinin
geneline
katkı
sağlayan
iş
adamının
kaçakçılıktan
yargılanmasına
yol
açmış,
koca
gemi
veya
TIR’a
el
konulmuş,
iyi
niyetli
şahıslar
korunamamış,
yıllar
süren
mahkemeler,
bilirbilmez
kişilerin
bilirkişiliği
ile
davalar
çözülmeye
çalışılmıştır.
El
konulan
veya
müsadere
edilen
mallar,
uzun
yargılamalar
dolayısıyla
ekonomiye
kazandırılamamış
ve
yurtdışına
öyle
veya
ödenen
mal
bedeli
gönderilmiştir.
Dahli
var
veya
yok,
olayın
içine
bir
şekilde
dahil
olmuş
gümrük
memuru
da
arada
en
fazla
mağdur
olan
kişi
olmuştur.
Vergi
ziyanına
veya
kambiyo
kaçağına
yol
açabilecek
eylemlerin
kendi
mevzuatları
uyarınca,
eşyanın
yasa
dışı
trafiğine
ilişkin
uluslar
arası
kabul
gören
eylemlerin
ise,
zaten
her
birinin
kendi
özel
kanunu
kapsamında
cezai
yaptırıma
tabi
tutulduğu
hususu
dikkate
alındığında,
Kaçakçılık
Kanununun
yürürlükten
kaldırılması
ile
Kanuni
bir
boşluk
ortaya
çıkması
da
söz
konusu
olmayacaktır.
Ayrıca,
gümrük
çalışanları
için
önemli
bir
mesleki
risk
oluşturan
bu
Kanunun
yürürlükten
kaldırılması,
Ülkemizin
yeni
ekonomik
açılımına
da
katkı
sağlayacaktır.
Global
ticaretin
% 60
ının
çok
uluslu
şirketler
tarafından
yapıldığı,
bu
ticaret
hacminin
yarısının
şirket
içi
(intra-firm)
ticaretin
oluşturduğu,
hizmet
ticaretinin
sanal
ortama
taşındığı,
fiziki
olmayan
yani
sanal
ürün
ticaretinin
arttığı,
sermaye
piyasalarının
artık
kontrol
ettikleri
büyük
ölçekli
fonlar
için
alternatif
yatırım
alanları
aradığı
bir
dünyada
GÜMYÖNDER
olarak
diyoruz
ki;
artık
Ülkemiz
1929-1930
Dünya
Ekonomik
Buhranının
etkisiyle
düzenlenmiş
korumacı,
ithal
ikameci
kaçakçılık
mevzuatıyla
bugünün
gelişmelerine
ayak
uyduramaz.
Gümrük
Kanunu
içinde
yer
alması
gerektiğini
düşündüğümüz
kaçakçılık
mevzuatı
çalışmasının,
konu
ile
ilgili
bütün
tarafların
iştiraki
ve
uzlaşması
sağlanmak
suretiyle
gerçekleştirilmesi
halinde,
bu
mevzuattan
beklenilen
faydayı
da
temin
edecektir.
Konu
hakkında
yapılacak
çalışmalar
için
GÜMYÖNDER
olarak
her
türlü
katkı
sağlanacaktır.
Arz
ederiz.
GÜMYÖNDER
Yönetim
Kurulu
|