Kaçakçılıkla Mücadele Mevzuatına İlişkin Öneri Raporu*
17. 04. 2003
Dünya ticaretinin kolaylaştırılması ve bu yolla ülkeler arası mal ve sermaye akımının artırılması amacıyla, ülkeler arası ticarette haksız rekabete yol açabilecek engellerin ortadan kaldırılması ve gümrük işlemlerinin basitleştirilmesi, standartlaştırılması, tüm ülke gümrüklerinde tek tip eşya tasnif sisteminin hazırlanması , her türlü gümrük kaçakçılığının önlenmesi, gümrük vergilerine esas teşkil edecek eşya değerinin belirlenmesinde standart ilkelerden hareket edilmesi konularında uygulama birliği sağlanmak amacıyla Gümrük İşbirliği Konseyi kurulmuştur.
Gümrük İşbirliği Konseyinin Nairobi Sözleşmesine 1982 tarihinde katılmış olmamıza rağmen, kaçakçılık da dahil Sözleşmenin mevzuatımıza aktarılması yönündeki çalışmalar arzu edilen düzeye ulaşamamıştır.
1918 sayılı Yasanın bu mülahazalarla değerlendirildiğinde sürekli olarak kanun değişikliği ihtiyacı doğmuştur. Ancak, bütününe ilişkin yeni bir değerlendirme yapılamadığından, kanundaki değişiklik ihtiyacı sürekli metnin revizesi suretiyle gerçekleştirilmesine yol açmış fakat değişiklik ihtiyacı bir türlü ortadan kalkmamıştır.
Bu yönleri itibariyle ele alıp irdelendiği zaman 1918 sayılı kanunun bugün için ihtiyaca cevap vermediği ve Kanun üzerinde yapılacak revize çalışmalarında sorunu çözmeyeceği, bu ihtiyacı yeni baştan ülkemizin bugün için içinde bulunduğu koşullara göre- tıpkı 1930 ların Türkiye’si nasıl 1918 sayılı Kanunun doğumuna yol açmış ise- şimdide 2002 li yılların ekonomik entegrasyon, gümrük birliği, çeşitli ekonomik işbirliği kuruluşlarının oluşturduğu global ruh ile konunun ele alınma zarureti bulunmaktadır.
Mevcut haliyle 1918 sayılı kanun, düzenlendiği tarih itibariyle gümrüklü eşya ve tekel kaçakçılığına ilişkin suçları cezalandırmak maksadıyla yapılmış, hem ceza hem de aynı zamanda usuli hükümleri düzenleyen bir Kanun niteliğindedir. Dikkat edilecek olursa, ateşli silahlar ve patlayıcı maddeler, uyuşturucu ve psikotrop maddeler kaçakçılığı ve bunların cezalandırmasına dair düzenlemeler ayrı ayrı kanunların konusudur. Devlet Tekel’inin kalkmış olması da 1918 sayılı kanunda bir çok maddeyi hükümsüz hale getirmiştir, ayrıca 4458 sayılı kanunla yapılan düzenlemelerle manifesto (Özet beyan) hükümleri 1918 sayılı Kanun kapsamı dışında kalmıştır. Kanunun usuli hükümlerinden bir kısmı ile aramalara ilişkin maddeler Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun içinde yer aldığı dikkate alındığında, bugün için 85 maddelik Kanunun ancak 30-35 maddesinin hüküm ihtiva ettiği ortaya çıkmaktadır.
Kaldıki, 4458 sayılı kanun, ithal ve ihraca ilişkin cezai maddelerle ekonomik suç kapsamında bir çok fiile usul ve esasa yönelik cezalar getirmiştir. Diğer taraftan, bir fiilin işlendiği sırada ceza kanunu kapsamına giren vazifeyi ihmal, vazifeyi suiistimal, evrakta sahtekarlık, adam öldürme, teşebbüs, tam teşebbüs, nakıs teşebbüs, el koyma, zapt, müsadere v.s suçlar Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Usulü Hakkındaki Kanun kapsamındaki eylem ve düzenlemelerdir.
Kaçakçılığı ihbar ve kaçakçılığın men ve takibi ile sorumlu kişiler ve bunların görevleri de sorumlu her bir organın bağlı olduğu kuruluş kanunlarında yazılıdır. Bu organlar, birden fazla olduğu için ve her biri ayrı ayrı bu işle sorumlu olarak kendilerini gösterdiklerinden çoğu zaman görev çatışması doğmuş, gümrüklerin bulunduğu mıntıkada sorumlu olup olmadığı, jandarmanın ve polisin de kendi mıntıkası dışında yetkili olup olmadıkları hep gündeme gelmiş ve çoğu zaman bir birinin içine giren bu kurumlar arasında çatışma doğmasına yol açmıştır.
Günümüz ekonomik dünyasında değişen üretim, pazarlama ve ulaşımda meydana gelen yeni oluşumlar ve yeni dinamikler, ülkemizdeki dış ticaret erbabının rekabetine imkan sağlayacak -Sözleşmenin ruhuna ve amacına uygun- daha anlaşılabilir bir mevzuat ve daha şeffaf bürokratik koşulların oluşturulması gereği hasıl olmuştur.
Nasıl?
Herşeyden önce evrensel hukuki kurallar gereği ekonomik suça ekonomik ceza prensibinden hareket edilmelidir. Bu açıdan da, eşya ve gümrük kaçakçılığının ekonomik boyutlu bir suç olduğu kabul olunmalıdır. Kaçakçılık suçu, bir eşyanın gümrük muamelesine tabi tutulmaksızın ithali veya ihracı olarak kabul olunmalıdır. gümrük muamelesine tabi tutularak yapılan bir işlemdeki farklı argümanlar esasen ister kasıt olsun, ister olmasın bir verginin eksik ödenmesi, hiç ödenmemesi, muafiyete tabi olmayan bir eşyanın muafiyete tabi gösterilmesi vb. gibi fiillerin tümünü, AB ülkelerinin uygulamasına benzer şekilde gümrük kanununa muhalefet olarak addetmek imkanı mevcuttur. Kaldıki gümrük muamelesine tabi tutmaya yönelik fiillerin çoğu zaman ithal veya ihraç vergisinden kaçınmaya yönelik olduğu ortadadır.
Dış ticaret işlemlerinin ekonomik faaliyet olduğu, bu faaliyetlerin icrası esnasında ekonomik bir menfaat teminine yönelik, Kanunların yasakladığı fiiller işlendiği hususu dikkate alınarak günümüz koşullarında yapılacak iş: son yıllarda çok sık tekrarlanan EKONOMİK SUÇA EKONOMİK CEZA ilkesini hayata geçirmektir. Bu ilke hayata geçirilirken göz önüne alınacak kıstas “Beyan” dır. Eğer ortada bir beyan var ise, idare bu süreci tamamlarken beyanda ortaya çıkacak aykırılıkları ve eksiklikleri görmek ve buna ilişkin önlemleri almak zorundadır. Bu önlemler Gümrük Kanunu çerçevesinde eşyanın CİF/FOB değerinin veya gümrüklenmiş değerinin katları şeklinde tadat edilecek cezaların tatbiki suretiyle gerçekleştirilebilir. Yükümlünün beyan ile sistemin içerisine girdiği, idarenin yükümlünün beyanını kontrol ederek işlemleri tamamladığı durumda, aykırılığın tesbiti halinde bunun cezasının da yukarıda belirtilen ve tesbit edilecek oranlarda para cezası ile tecziyesi olmalıdır. Gümrük suçu olarak nitelenebilecek bir suçun, incelemeler sonucunda TCK da tanımlanan suçlardan birinin içinde de yer alması halinde ise ilgili Kanun gereğince yükümlünün ayrıca cezalandırılma imkanı zaten mevcut bulunmaktadır.
Bu ilkeden hareketle, gümrüklü eşya kaçakçılığı doğrudan doğruya GÜMRÜK KANUNU bünyesine dahil edilebilir. Nitekim, AB de bir çok ülke (İngiltere ve Fransa örneğinde olduğu gibi) gümrüklü eşya kaçakçılığına ilişkin fiillere, Gümrük Kanunu bünyesinde cezai yaptırım getirmiştir.
GÜMYÖNDER olarak diyoruz ki, hiç bir suç cezasız kalmamalıdır.
1918 sayılı Kanunun 1 nci maddesinde, 20 nci maddesinde, Ek maddelerinde tarif edilen her türlü suç, Gümrük Kanunu bünyesine alınmalıdır. Kimlerin kaçakçılığı ihbar veya kimlerin takip zorunda oldukları ve bunlardan kimlerin hangi koşullarda ne yapacağı veya hangi durumda silah kullanıp kullanmayacağı ve nasıl kullanacağı, keza, bunların yetki hudutları ve hangi hallerde yetki hudutlarının ne şekilde aşılacağı ve suçlu ve eşya yakalaması halinde ne yapılacağı, nasıl ve kimlerle arama yapılacağı meslek guruplarının kendi teşkilat kanunlarında düzenlenmelidir. Suçlu ve Suç tarifleri Gümrük Kanunun tanzim şekline uygun olarak bir bölüme yerleştirilmeli ve bu suça verilecek ceza burada tasrih olunmalıdır. Maddi veya gerekirse hürriyeti bağlayıcı ceza öngörülen haller ile Ek maddelerde yer alan çeşitli düzenlemeler, cezaları arttırıcı veya azaltıcı haller de bu kanun kapsamında yer almalıdır.
Türkiye böyle bir düzenlemeden korkmamalıdır.
1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununda 1980 li yıllarda yapılan köklü değişikliğe kadar tebliğ, kararname ve genelge gibi bir çok Kanuni düzenlemelerle yürütüldüğü dönemde, bu konudaki mevzuata rağmen kambiyo suçu işlenmesinin önü alınamadığı gibi , Türk Parasının kıymeti de ne yazık ki bu Kanuna rağmen korunamamıştır.
1918 sayılı Kanunun bu açıdan değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır. 1918 sayılı Kanunun şedit hükümleri memura daha fazla ceza öngören maddelerine rağmen Türkiye’de kaçakçılık suçu yaygın olarak devam etmiştir. Üstelik bir sürü haksız uygulamaya ve içerdiği bazı hükümler itibariyle hiç bir dahli olmayan armatör, taşıt sahibi gibi ülke ekonomisinin geneline katkı sağlayan iş adamının kaçakçılıktan yargılanmasına yol açmış, koca gemi veya TIR’a el konulmuş, iyi niyetli şahıslar korunamamış, yıllar süren mahkemeler, bilir bilmez kişilerin bilirkişiliği ile davalar çözülmeye çalışılmıştır. El konulan veya müsadere edilen mallar, uzun yargılamalar dolayısıyla ekonomiye kazandırılamamış ve yurtdışına öyle veya ödenen mal bedeli gönderilmiştir. Dahli var veya yok, olayın içine bir şekilde dahil olmuş gümrük memuru da arada en fazla mağdur olan kişi olmuştur.
Vergi ziyanına veya kambiyo kaçağına yol açabilecek eylemlerin kendi mevzuatları uyarınca, eşyanın yasa dışı trafiğine ilişkin uluslar arası kabul gören eylemlerin ise, zaten her birinin kendi özel kanunu kapsamında cezai yaptırıma tabi tutulduğu hususu dikkate alındığında, Kaçakçılık Kanununun yürürlükten kaldırılması ile Kanuni bir boşluk ortaya çıkması da söz konusu olmayacaktır.
Ayrıca, gümrük çalışanları için önemli bir mesleki risk oluşturan bu Kanunun yürürlükten kaldırılması, Ülkemizin yeni ekonomik açılımına da katkı sağlayacaktır.
Global ticaretin % 60 ının çok uluslu şirketler tarafından yapıldığı, bu ticaret hacminin yarısının şirket içi (intra-firm) ticaretin oluşturduğu, hizmet ticaretinin sanal ortama taşındığı, fiziki olmayan yani sanal ürün ticaretinin arttığı, sermaye piyasalarının artık kontrol ettikleri büyük ölçekli fonlar için alternatif yatırım alanları aradığı bir dünyada GÜMYÖNDER olarak diyoruz ki; artık Ülkemiz 1929-1930 Dünya Ekonomik Buhranının etkisiyle düzenlenmiş korumacı, ithal ikameci kaçakçılık mevzuatıyla bugünün gelişmelerine ayak uyduramaz.
Gümrük Kanunu içinde yer alması gerektiğini düşündüğümüz kaçakçılık mevzuatı çalışmasının, konu ile ilgili bütün tarafların iştiraki ve uzlaşması sağlanmak suretiyle gerçekleştirilmesi halinde, bu mevzuattan beklenilen faydayı da temin edecektir.
Konu hakkında yapılacak çalışmalar için GÜMYÖNDER olarak her türlü katkı sağlanacaktır.
Arz ederiz.
* Kaçakçılıkla mücadele kanunu ile ilgili taslak çalışma aşamasında Gümrük Müsteşarı Sayın Nevzat Saygılıoğlunun talebi üzerine hazırlanarak müsteşarlık makamına sunulmuştur.